Antarktika



Antarktika, Güney Yarımküre’nin en güneyinde bulunan ve Güney Kutbu’nu içeren kıta. Afrika ve Okyanusya’nın güneyinde olan ve içinde ülke bulunmayan tek kıta. Dünyanın en kurak yeridir, kıtanın bazı yerlerine 2 milyon sene yağmur yağmamıştır.

Güneydeki efsanevi kıtanın bulunması 200 yıllık bir arayıştan sonra; ancak 1840’ta başarıyla sonuçlanmıştır. Yelkenlisiyle kıyılar boyunca yaklaşık 2.000 km yol alan Charles Wilkes, denizlerden oluşan Kuzey Kutbu’nun tersine, Güney Kutbu’nun olduğu yerde gerçekten büyük bir kıta bulunduğunu kanıtlamıştır. 14,4 milyon km²’lik yüz ölçümüyle bu kıta neredeyse Afrika’nın yarısı büyüklüğündedir. Bu bölgenin içinde Güney Shetland, Güney Georgia gibi birkaç takımada da yer alır.

Adı, “Arktika’nın karşısındaki” (Yunanca: Antarktikos) anlamına gelir. Antarktika’yı ortalama 2.000 m kalınlığında büyük bir buz katmanı zırh gibi örter. Bir zamanlar, “ulaşılamaz” diye adlandırılan kutup noktasında buzun kalınlığı 4.335 m’yi bulur. Bu buz kütlesi 24 milyon km³’lük hacmi ile yeryüzündeki bütün buzların yüzde 92’sini oluşturmaktadır. Kıyılarından kopan 350–600 m kalınlığındaki buz parçaları günde 1–3 m hızla ilerler ve birbiri üstüne yığılır. Bu tür yüzen yığınlardan biri olan Ross Buz Sahanlığı 540.000 km²’yi bulan alanıyla neredeyse Fransa büyüklüğündedir. Gelgit olayının buzlardan kopardığı büyük parçalar yüzerek çevreye dağılır. Bu tür buzdağları arasında 20.000 km² büyüklüğe ulaşanlar olur.

Güney Kutbu’nda yeryüzünün en soğuk ve en fırtınalı iklimi egemendir. Ortalama sıcaklık yaz aylarında -20 °C’dir ve bu, güneyden fırtınalar estiğinde -70 °C’ye kadar düşebilir. Coğrafi Güney Kutbu noktasında bulunan ABD gözlem istasyonunda yapılmış ölçümlerde sıcaklığın yıllık ortalamasının -50 °C olduğu, en sıcak ayda ancak -29 °C’ye yükseldiği belirlenmiştir. Yani yeryüzünün bu en büyük buzdolabının sıcaklığı Kuzey Kutbu’ndan ortalama 22 derece daha düşüktür. Antarktika’nın uluslararası telefon kodu +672’dir.

Yunancada Arktos (ἄρκτος) “ayı” anlamına gelmektedir. Kuzey yarıkürede görülebilen Büyük Ayı Takımyıldızı’na verilen addır. Kuzeydeki yerleri işaret etmek için “Ayının yanındaki” anlamında Arktikos (ἀρκτικός) kullanılmaktadır. Sözcük günümüze Arktik (Arctic) olarak gelmiştir. Dünyanın bilinen kuzey bölümünü dengelemek için güneyde olması gerektiği düşünülen henüz bilinmeyen topraklar için de Arktos’un zıddı olarak Antarktikos (ἀνταρκτικός) adı kullanılmıştır. Birleşik ve eril bir ad olan Antarktikos Yunancanın romanizasyonu ile Latinceye dişil versiyonu olarak Antarktiké biçiminde geçmiştir. “Kuzeyin karşıtı, güneye ait olan” anlamındadır. Günümüzde kullanılan Antarktik (Antarctic, Antarctique) adının kökeni budur. Milattan Sonra birinci yüzyıldan itibaren ve coğrafi keşifler dönemi boyunca güneydeki bilinmeyen donmuş toprak kütlesini tanımlamak için kullanılmıştır. Günümüzde ise Güney Kutbu, Antarktika Kıtası, buz sahanlıkları, çevre sular, yakınsama alanı, Güney Okyanusu ve buralardaki adalardan oluşan kutup bölgesini tanımlamaktadır. Okunuşundaki ilk /k/ ya da yazılışındaki ilk ‘’c’’ etimolojik nedenlerle yazıma eklenmiş, orta çağda okunmadan telaffuz edilirken daha sonraları yazıldığı gibi okunur hâle gelmiştir. Bugünkü coğrafi kullanımından önce, “Antarktik” adı kuzeyin karşıtı anlamında başka yerler için de kullanılmıştır. Örneğin 16. yüzyılda Fransızlar tarafından Brezilya’da kurulan kısa ömürlü bir koloniye “France Antarctique” denilmiştir.

“Antarktik” adının geçirdiği serüvenin bir uzantısı olarak Antarktika adı ilk kez İskoç coğrafyacı ve haritacı John George Bartholomew tarafından Okyanus biliminin öncülerinden Sir John Murray’ın bir makalesi için 1886 yılında çizdiği haritada kullanıldı. Haritada kıta toprakları Antarctica olarak isimlendirilmişti. Bu harita daha sonra çizilen haritalardaki kullanımın temelini oluşturdu, kıta için Antarktika adının kullanımı giderek yaygınlaştı ve 1920’lerde bütünüyle kabul gördü.
Antarktika’nın keşif süreci, MÖ 600-300 yıllarında Yunan filozofların dünya ile ilgili olarak ortaya koydukları “simetri” ve “denge” düşüncesi ile Batlamyus’un MS 2. yüzyılın ilk yarısında simetri ve denge için güneyde bir büyük toprak parçasının varlığına ikna olduğuna dair yazdıkları üzerine şekillenen ve yüzyıllarca süren Terra Australis’i arama çabaları ile başladı.

Keşif öncesi adımlar
15. Yüzyılda Avrupalı kaşifler Vasco de Gama ve Bartolomeu Dias’ın Afrika kıtası boyunca gidip Ümit Burnunu dolaşarak yeni rotalar bulmaları; 1520’de Portekizli denizci Ferdinand Magellan’ın batıya yönelip Magellan Boğazı adı verilen kanalı keşfederek Pasifik Okyanusu’na ulaşması; Amiral Drake’in 1578’de Güney Amerika ve Antarktika’yı ayıran ama o tarihte böyle olduğu bilinmeyen Drake Boğazı’nı keşfetmesi; 1599’da Dirck Gerritsz’in, 1603’de Gabriel de Castilla’nın, 1615’te Jacob le Maire ve Willem Schouten ile 1619’da Garcia de Nodal kardeşlerin yolculukları; Anthony de la Roché‘un 1675’te Güney Georgia Adaları’nı keşfetmesi; 1699’da Edmond Halley’in, 1720’de Yüzbaşı George Shelvocke’in keşif yolcukları; 1739’da Jean-Baptiste Charles Bouvet de Lozier’in Bouvet Adası‘nı, 1771’de Yves-Joseph de Kerguelen-Trémarec’in Kerguelen Adaları’nı, 1772’de Marc-Joseph Marion du Fresne’nin Crozet Adaları’nı keşfetmeleri; James Cook’un 1769-1771’deki birinci ve 1772-1775’teki ikinci keşif yolculukları Antarktika’nın keşif sürecinin parçaları oldu.

17. yüzyılda Avustralya’nın keşfedilmesi ve devamındaki keşif seferleriyle coğrafyacılar Terra Australis’in nihayet bulunduğuna ve Avustralya’dan daha güneyde başka bir önemli kara kütlesi daha bulunmadığına ikna olmuşlardı; kıtaya “Avustralya” adı bu yüzden verilmişti. Özellikle, kâşif Matthew Flinders, Terra Australis adının Avustralya adına çevrilmesinin yaygınlaştırılmasında etkili olmuştur. Coğrafya haritaları da Kaptan James Cook’un Resolution ve Adventure gemileri ile 17 Ocak 1773’de, Aralık 1773 ve Ocak 1774’te değişik enlem ve boylamlarda, üç kez Güney Kutup Dairesi’ni geçmesine kadar bu hipotezi destekler görünüyordu.

Cook 1773’ün Ocak ayında buz engeli nedeniyle devam etmeyi tehlikeli bularak geri dönmeden önce 71. güney enlemini geçerek Antarktika kıyılarına 121 km yaklaşmıştı. Cook’un ikinci seferindeki karmaşık ve inişli çıkışlı rota, Avustralya ve Ateş Toprakları arasında hiçbir önemli kara parçası olmadığını kanıtladı. Böylece, güneyde yaşanabilir bir kıta olduğu efsanesini sona erdirmesine rağmen gelecekte Antarktika’nın keşfi için yolu açık tuttu. Ona göre 60. güney enleminin ılıman tarafında topraklar vardı fakat ötesi için ulaşılması zor ve hiçbir ekonomik değeri olmadığına kendini ikna etti.

Sonraki elli yıl boyunca Kuzey denizlerinde balinaların azalması üzerine güneye inen balina avcılarının dışında Güney Okyanusu ve civarına sefer düzenlenmedi, Antarktika’nın aranması için herhangi bir girişimde bulunulmadı.

Keşif
Antarktika’ya ilk kimin ayak bastığı konusu tartışmalı olmakla birlikte; Ulusal Bilim Vakfı, NASA, Kaliforniya Üniversitesi, San Diego ve diğer araştırmalar Avrupalı ve Amerikalı kaşiflerin Antarktika ile ilk doğrulanan karşılaşmasının 1820 yılında gerçekleştiği konusunda hemfikirdirler. Buna göre; Rus İmparatorluk Donanması’ndan Fabian Gottlieb von Bellingshausen, Kraliyet Donanması’ndan Edward Bransfield ve Amerikalı denizci Nathaniel Palmer komutalarındaki mürettebatla birlikte kıtayı veya buz sahanlıklarını ilk görenlerdir. Bellingshausen liderliğindeki Rus seferinde Bellingshausen ve Mikhail Lazarev kaptanlığındaki Vostok ve Mirny gemileri bugünkü adıyla Kraliçe Maud Toprakları’ndan 32 km uzaklıktaki bir buruna ulaşarak bugünkü adıyla Prenses Martha Sahili’ndeki Fimbul Buz Sahanlığı’nı gözlemleyerek kayıt altına aldı. Bundan üç gün sonra Barnsfield, on ay sonra da Palmer ana karayı gördüler. Antarktika kıtasına ilk belgelendirilmiş ayak basma, bazı tarihçilerin karşı çıkmalarına karşın Amerikalı denizci John Davis tarafından gerçekleştirildi. Davis 7 Şubat 1821 tarihinde Batı Antarktika’daki Charles Burnu yanındaki Hughes Koyunda karaya çıktı. Kıta topraklarına ilk kaydedilen ve teyit edilen ayak basma ise 1895 yılında Adare Burnu’na oldu.
1838-1842 Birleşik Devletler Keşif Seferi’nin bir parçası olarak Amerika Birleşik Devletleri Donanması tarafından yürütülen ve 1839 yılının Aralık ayında Sydney, Avustralya’dan Güney Okyanusu’na düzenlenen seferde (Wilkes Seferi ya da Ex. Ex. Seferi olarak da anılır) 25 Ocak 1840 tarihinde Ballany Adaları’nın batısındaki Antarktika kıta topraklarına ulaşıldı. Burası sonradan Wilkes Toprakları olarak adlandırıldı.

Batı kıyısındaki Balleny Adaları’nın keşfedilmesinden iki gün sonra 22 Ocak 1840’ta Jules Dumont d’Urville’in 1837-1840 seferindek mürettebatın bazı üyeleri Adélie Toprakları kıyısından 48 km uzaklıkta Dumoulin Adaları adı verilen bir grup kayadan oluşan adaların en yükseğine çıktılar. Bazı mineral, yosun ve hayvan örnekleri topladılar.

1841 yılında James Clark Ross HMS Erebus ve HMS Terror gemileriyle günümüzde bilinen adıyla Ross Denizi’ni geçti ve Ross Adası’nı keşfetti. Buzdan bir duvar gibi yükselen Ross Buz Sahanlığı boyunca seyretti ve sefere katılan gemilerinin adı verilen Erebus Dağı ile Terror Dağı’nı keşfetti. Mercator Cooper 26 Ocak 1853’te Doğu Antarktika’ya ayak bastı.
1907’de Ernest Shackleton liderliğindeki Nimrod Seferi’nde Edgeworth David’in liderliğini yaptığı grup ilk kez Erebus Dağı’na tırmandı ve Manyetik Güney Kutbuna ulaştı. Tehlikeli geri dönüş yolculuğunda grubun liderliğini 1931 yılında keşif seferlerini bırakıncaya kadar birkaç sefere daha katılacak olan Douglas Mawson üstlendi. Shackleton ve seferin üç üyesi Aralık 1908 ve Şubat 1909 arasında birçok ilki gerçekleştirdiler: Ross Buz Sahanlığı’na karadan ilk ulaşan oldular; Beardmore Buzulu üzerinden geçerek Transantarktik Dağları’nı aştılar; Antarktika Yaylası’na ayak basan ilk insanlar oldular.

14 Aralık 1911’de Norveçli kutup kaşifi Roald Amundsen, Whales Körfezi’nden başlayan ve Axel Heiberg Buzulu üzerinden devam eden bir rota kullanarak Coğrafi Güney Kutbu’na ilk ulaşan kişi oldu. Scott’ın talihsiz seferi Amundsen’den bir ay sonra gerçekleşti. Roald Amundsen yolculuk sonunda sağ salim dönerken, Robert Falcon Scott geri dönüş yolculuğu sırasında donarak yaşamını yitirdi.

Sir George Hubert Wilkins liderliğindeki Wilkins-Hearst Seferi’nde Wilkins ve Carl Ben Eielson 16 Kasım 1928’de Weddel Denizi’ndeki Hearst Adası üzerinden uçarak Antarktika’daki ilk uçuşu, 20 Aralık 1928’de Deception Adası ve Graham Toprakları üzerinde uçarak da kıta üzerindeki ilk uçuşu gerçekleştirdiler.

1928 yılında Richard E. Byrd liderliğinde iki gemi ve üç uçakla düzenlenen seferde bazı bilimsel deneylerin yanı sıra kıtanın üzerinde gerçekleştirilen uçuşlarla havadan keşif ve fotoğraflamalar yapıldı. 28 Kasım 1929’da Byrd ekibiyle birlikte güney kutbuna kadar uçtu. Byrd’ün liderliğinde 1928-1947 yılları arasında Antarktika’ya düzenlenen dört seferde birçok ilk gerçekleştirildi, jeolojik ve biyolojik araştırmalar yapıldı.

Uluslararası Jeofizik Yılı nedeniyle Antaktika 1956-1958 yıllarında tüm dünyanın ilgi odağı oldu. Birçok ülke Antarktika ile ilgili bilimsel programlarını bu etkinlik döneminde başlattı. Kıta üzerinde çok sayıda araştırma istasyonu kuruldu. Başta jeolojik araştırmalar olmak üzere sonraki yıllara da taşınan çok sayıda araştırma başlatıldı. Kıtanın keşfedilmeyen yerlerine çok sayıda sefer düzenlendi.
Antarktika ve çevresi
Antarktika’nın uzaydan çekilmiş bir görüntüsü.
Antarktika, Güney Kutbu çevresinde asimetrik olarak yerleşmiş ve büyük bölümü Güney Kutup Dairesi içinde kalan bir ana ada ve çevresindeki adalardan oluşan, Güney Okyanusu ile çevrili en güneydeki kıtadır. Güney Pasifik, Atlantik ve Hint Okyanusu ile çevrili olarak kabul edilebilir. Kıtanın sınırlarını kuzeyde 60. güney enlemi belirler. 14 milyon km²’lik yüz ölçümüyle Asya, Afrika, Kuzey Amerika ve Güney Amerika’dan sonra beşinci büyük kıtadır.

Antarktika, yaklaşık olarak Güney Amerika kıyılarına 1000 km, Avustralya’ya 3100 km, Afrika kıyılarına ise 3980 km uzaklıktadır. Bir uçtan bir uca uzaklığı yaklaşık 4500 km’dir. Kara kitlesinin en kuzeyinde Antarktika Yarımadası’nın ucundaki Hope Koyu bulunur. Ancak, Antarktika kıtasının kuzey noktası Güney Shetland Adaları’nın bir bölümünü oluşturan Seal Adaları’ndan birinde yer almaktadır. 60. güney enleminin güneyinde kalmasına rağmen Seal Adaları’ndan daha kuzeyde yer alan Güney Orkney Adaları Antarktika’ya dahil edilmemektedir. Kıtanın en güney ucu Dünya’nın da en güney ucu olan Coğrafi Güney Kutbu’dur.

Kıyı şeridi 17.968 km uzunluğundadır ve buz oluşumları ile karakterize edilir.
Antarktika Weddell Denizi’nden Ross Denizi’ne uzanan Transantarktik Dağları ile kabaca baş meridyen tarafından bölünen Batı ve Doğu yarıkürelerine denk gelecek şekilde Batı Antarktika ve Doğu Antarktika olarak ikiye ayrılır.

Antarktika’nın en yüksek noktası 4892 metreyle Vinson Dağı’dır. Antarktika hem anakarasında, hem de çevresindeki küçük adalarda birçok dağı bulundurur. Ross Adası’ndaki Erebus Dağı, Dünya’nın güneye en yakın aktif yanardağıdır. 1970 yılındaki devasa patlamasıyla tanınan başka bir yanardağ ise Deception Adası’ndadır. Diğer keşfedilmemiş yanardağlar potansiyel olarak aktif olabilir. 2004’te potansiyel olarak aktif bir su altı yanardağı, Antarktika Yarımadası’nda Amerikan ve Kanadalı araştırmacılar tarafından bulunmuştur.

Antarktika’nın %98’i buz tabakası ile kaplıdır. Antarktika buz tabakasının ortalama kalınlığı 2133 metredir. Dünyadaki buzların yaklaşık %90’ı ve tatlı suyun %70’ini oluşturan bu buz tabakasının tümünün erimesi halinde tüm dünyada deniz seviyesinin yaklaşık 60 m yükseleceği hesaplanmıştır.
İklim
Antarktika Dünya’nın en soğuk kıtasıdır. Dünya üzerinde ölçülen en soğuk doğal sıcaklık −89.2 °C (−128.6 °F) olarak 21 Temmuz 1983 tarihinde Rusya’nın (eski Sovyetler Birliği’nin) Antarktikadaki Vostok İstasyonunda ölçülmüştür. Antarktikanın doğu bölümü yüksekliğinden dolayı batısından daha soğuktur. Antarktika’nın bazı bölgeleri 2 milyon yıldır yağmur yüzü görmemiştir. Bu nedenle Dünya’nın en kurak yeri Antarktikadır.
Nüfus
Kıtada bazı devletlerin kalıcı insanlı araştırma istasyonları bulunmaktadır. Kıta etrafındaki adalarda çalışan, bilimsel çalışmalarda bulunan ve diğer işlerde çalışanlarla birlikte kıtanın nüfusu kışın 1.000, yazın ise yaklaşık 5.000 kadardır.

Biyolojik çeşitlilik
Sıcaklığın çok düşük olması doğal olarak yaşam koşullarını etkilemektedir.

Bitki Örtüsü
Kuzey Kutbu’nda 400’e yakın çiçek açan bitki türü sayılabilirken, burada çiçek açan tek bir bitki türü bile yoktur. Dondurucu soğukluklar, kötü toprak kalitesi, nem ve güneş ışığı eksikliği bitkilerin büyümesini engellemektedir. Bunun sonucu olarak bitki çeşitliliği dağılımı çok düşük ve sınırlıdır. Kıtanın florası büyük ölçüde Biryofitlerden oluşur.

Hayvan Çeşitliliği
Kıtanın kıyılarında ve açık denizlerinde çok sayıda hayvan yaşar. Penguenler, martılar, kuşlar, foklar, kalamarlar ve balinalar soğuk, ama besin maddesi açısından zengin Güney Kutbu denizlerindeki planktonları ve balıkları yiyerek yaşamlarını sürdürürler.Bu canlılardan sadece penguenler bu kıtaya mahsustur. Kutup ayıları Antarktika’da yaşamaz.

Kıtada 35 penguen türü, 200 balık türü, 12 balina, onlarca farklı kuş türü yaşamaktadır. Antarktika ekosisteminde bulunan Kril adlı planktonun gıda eksikliği çeken ülkelerin sorunlarına çare olacağı düşünülmektedir. Kril günümüzde 100 bin ton gibi az bir miktar avlanmaktadır. Dünyada bir yılda tutulan balık miktarınca (70 milyon ton) avlanılmasının sorun olmayacağı hesaplanmaktadır.

Penguenler :
İmparator penguen
Kral penguen
Makaroni pengueni
Tepeli penguenler
Sakallı penguen
Adelie pengueni bazılarıdır.
Balinalar :
Oluklu balina
Kuzey balinası
Gök balina
Bayağı minke balinası
Kambur balina
Antarktika minke balinası bazılarıdır.
Foklar :
Güney deniz fili
Leopar foku veya Pars foku bazılarıdır.
Kuşlar :
Güney Georgia İncirkuşu
Albatros
Antarktika Martısı
Antarktik fırtına kuşu bazılarıdır.
Balıklar :
Patagonya dişbalığı
Antarktika krili
Antarktika buzbalığı bazılarıdır.
Kalamarlar :
Dev kalamar gibi kalamarlar vardır.
.
.
.

Yönetim ve politika
Antarktika’da hükûmet mevcut değildir, buna rağmen çeşitli ülkeler bazı bölgelerinde egemenlik iddia ederler. Ayrıca bu birkaç ülke karşılıklı olarak birbirlerinin hak iddialarını kabul etseler de evrensel nitelikte tanınmış bir egemenlik söz konusu değildir.

Kıtanın keşfinden sonra, özellikle 1910’lu yıllardan itibaren yoğun olarak toprak sahiplenme mücadelesi başladı. 1940’lı yılların sonunda yedi ülke (Arjantin, Şili, Avustralya, Fransa, Norveç, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık) Antarktika’da toprak hakimiyeti iddiasında bulundu. Bazı ülkelerin aynı alanlar üzerinde hak iddia etmesinin yanında dünyanın geri kalanınca bu iddialar kabul edilmedi. (Kıtanın ancak %15’i üzerinde hak iddiası olmamıştır.) Bir kıtanın yedi devlet tarafından sahiplenilmesi dünyada tepki oluşturdu. New York Times 1947 yılında kıtanın tüm milletler adına Birleşmiş Milletler tarafından yönetilmesini önermiştir. 1948’de aynı görüşleri ABD savunmaya başladı. Kıtanın dünya toprağı olması gerektiği 1956’da Yeni Zelanda tarafından ileri sürüldü.

1959’dan beri Antarktika Üzerindeki yeni egemenlik iddiaları askıya alınmış ve Antarktika’nın siyaseten tarafsız olduğu öngörüsü hakim olmuştur. Kıtanın statüsü 1959 Antarktik Antlaşma ve diğer ilgili kabullerle Antarktik Antlaşma Sistemi olarak adlandırılıp düzenlenmiştir. Anlaşma Sistemi’nce 60 derece enleminin güneyindeki tüm kara ve buzul parçaları Antarktika ismiyle tanımlanmıştır. Anlaşma: Sovyetler Birliği’ni (sonradan Rusya), Birleşik Krallık’ı, Arjantin’i, Şili’yi, Avustralya’yı ve ABD’yi de içeren 12 ülke tarafından imzalanmıştır. Böylece Antarktika’ya sağlanan bilimsel korumanın yanında bilimsel inceleme özgürlüğü ve çevreci koruma tahsis edilmiş, Antarktika’da askeri faaliyetler yasaklanmıştır. Bu anlaşma Soğuk Savaş sürecindeki ilk silahsızlanma anlaşmasıdır.

1983’te Antarktik Antlaşma’nın tarafları Antarktika’da madenciliği konuşmaya ve tartışmaya başladılar. Uluslararası bir örgütler koalisyonu kurularak bölgeden mineral çıkarılmasını engellemek için toplumsal baskı kampanyası başlattılar. Greenpeace tarafından daha da büyütülen bu eylemler, protestocuların kendi bilimsel istasyonlarını kurmalarına yol açtı. Ross Sea bölgesindeki World Park Base ve insanların Antarktika üzerindeki çevresel etkilerinin belgelenmesi için yıllık keşifler düzenlendi. 1988’de Antarktik Mineral Kaynaklarını Düzenleme Kongresi [Convention on the Regulation of Antarctic Mineral Resources (CRAMRA)] kuruldu. Sonraki yıl, Avustralya ve Fransa kongreyi onaylamadıklarını, bunun hayata geçmesinin, bütün amaç ve niyetleriyle ölümcül derecede zıt olduğunu duyurdular. Avustralya ve Fransa, bu tarz bir uygulama yerine Antarktik çevrenin korunması için kapsamlı bir müzakerenin yapılmasını önerdi. Antarktik Antlaşmaya Çevresel Koruma Protokolü (Madrid Protokolü), diğer ülkelerce takip edilerek önerildi ve 14 Ocak 1998’de protokol yürürlüğe girdi. Madrid Protokolü, Antarktika’da madenciliği tamamen yasaklayıp Antarktika’yı “bilime ve barışa adanmış doğal bir rezerv” tayin ediyordu.

Antarktik Antlaşma, Antarktika’da askeri üs ve garnizon kurulmasını, askeri manevraları ve silah testlerini de içeren her türlü askeri faaliyeti yasaklıyor. Askeri personel ve ekipmanlar, sadece bilimsel ve diğer barışçıl amaçlar için serbest bırakılmıştır. Belgelenmiş tek askeri kara manevrası Arjantin Ordusunun yaptığı Operasyon DOKSAN (Operación 90)’dır.

Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri, Antarktika’da iki altı aylık sezon boyunca araştırma görevinde bulunan ordu mensuplarına veya sivillere, Antarktika Servis Madalyası verir. Madalya “Wintered Over” yazan bir şeritle verilir, madalyanın arka yüzünde deniz canlıları ve penguen motifleri vardır, ortasında “COURAGE (CESARET), SACRIFICE (FEDAKARLIK) ve DEVOTION (ÖZVERİ)” yazar.

Devlet başkanlığı düzeyinde ziyaretler
10 Şubat 2015’te Norveç Kralı V. Harald Dünya’nın Antarktika’yı ziyaret eden ilk monarkı oldu. V. Harald özellikle Norveç’e bağlı Kraliçe Maud Toprakları’nı gezdi ve bu ziyaret V. Harald’a “Antarktika Kralı” (Norveççe: Kongen Av Antarktis) unvanını kazandırdı.
60 yıl kadar önce bazı bilimadamları kıtanın ekonomik bir değerinin olmadığını iddia etmiştir. Yapılan araştırmalarda kıtada bakır, kobalt, kurşun, altın, manganez, titanyum, nikel, çinko ve uranyum gibi metaller ve hidrokarbon yatakları tespit edilmiştir. Büyük miktarlarda doğal gaz (115 trilyon kübik) ve petrol (45 milyar varil) rezervleri, ekonomik ve bilimsel nedenlerle kullanılamayan donmuş halde dev tatlı su kaynakları bulunmaktadır. Bir yılda kıtadan kopan buz parçalarının miktarı, 5 milyar kişinin yıllık tatlı su ihtiyacını karşılayacak seviyededir. 688 km3 miktarındaki bu su miktarı, Dünya’daki tüm nehirlerden akan tatlı sudan daha fazladır. Yüzen buzdağlarının su sıkıntısı çeken ülkelere taşınması tartışılmıştır.

Bilim ve teknoloji
1959 yılında imzalanıp, 1961 yılında uygulanmaya başlanan Antarktika antlaşmasına göre kıtada sadece bilimsel araştırmalar yapılabilmektedir. Günümüzde, kıtada 29 ülkenin 101 araştırma istasyonu bulunmaktadır. İstasyonlardan 46 adeti Antarktika Yarımadası ve çevresindeki adalarda bulunur. Brezilya, Polonya, Bulgaristan, Peru, Kore, Çek Cumhuriyeti ve Ukrayna’nın birer adet araştırma istasyonu bulunmaktadır.

  • Birlesik Krallık
  • 1908 Britanya Antarktika Toprakları

  • Yeni Zelanda
  • 1923 Ross Bölgesi

  • Fransa
  • 1924 Fransız Güney ve Antarktika Toprakları

  • Norveç
  • 1929 I. Petro Adası

  • Avustralya
  • 1933 Avustralya Antarktika Toprakları

  • Norveç
  • 1939 Kraliçe Maud Toprakları

  • Şili
  • 1940 Şili Antarktika Bölgesi

  • Arjantin
  • 1943 Arjantin Antarktikası

  • Sahipsiz Bölge
  • Hak iddia edilmemiş bölge, Marie Byrd Toprakları ”Toplamın %15’i” (I. Petro Adası hariç)

    Arjantin’in, Britanya’nın ve Şili’nin topraklar üzerindeki hak iddiaları birbirlerinin iddialarıyla çakışmaktadır ve bu durum çeşitli sürtüşmeleri beraberinde getirmiştir. 18 Aralık 2012’de, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı, II. Elizabeth’in hükümdarlığının 60. yıl dönümü kutlamaları için, daha önce adlandırılmamış bir bölgeye, Kraliçe Elizabeth Toprakları ismini verdi. 22 Aralık 2012’de, Birleşik Krallık Arjantin Büyükelçisi, John Freeman Arjantin Hükûmeti tarafından bu isimlendirmeyi protesto etmek için çağrıldı. Zaten, Arjantin-Birleşik Krallık ilişkileri, 2012 yılında, Falkland Adaları’nın egemenliği ve Falkland Savaşı’nın 30. yıldönümü nedeniyle zarar görmüştü.

    Avustralya’nın ve Yeni Zelanda’nın şu anda kendi bölgeleri olarak gösterdikleri yerler, bu ülkelere bağımsızlık verilmeden önce Birleşik Krallık’ın topraklarıydı. Avustralya, Antarktika üzerinde en büyük alanda hak iddiasında bulunan devlet durumundadır. Birleşik Krallık’ın, Avustralya’nın, Yeni Zelanda’nın, Fransa’nın ve Norveç’in iddiaları birbirlerince tanınmaktadır. Antarktika’da toprak edinme konusunda hevesli diğer ülkeler de, Antarktik Antlaşma’ya katılıyorlar. Antlaşmanın yürürlükteki yasaları, katılımcıların dışındaki devletlerin Antarktika toprakları üzerinde hak iddia etmelerine ve bu iddialarının tanınmasına izin vermiyor.

    Brezilya
    Brezilya, Brezilya Antarktikası isimli bir bölgeyi ilgi alanı olarak belirlemiştir ama resmen hak iddiasında bulunmuyor.
    Peru
    Peru, resmi olarak toprak talebi hakkını saklı tutuyor.
    Rusya
    Rusya, Sovyetler Birliği’nden devraldığı bölgede, Antarktik Antlaşmaya bağlı kalarak hak iddia ediyor.
    Güney Afrika Cumhuriyeti
    Güney Afrika Cumhuriyeti, resmi olarak toprak talebi hakkını saklı tutuyor.
    Amerika Birleşik Devletleri
    ABD, resmi olarak toprak talebi hakkını, Antarktik Antlaşması’na bağlı olarak saklı tutuyor.

KAYNAK : WİKİPEDİ

Bir cevap yazın